Körlük
Temel gıda gereksinimi en önemli ihtiyaç olabilir, ama susuzluğu sanki biraz ihmal etmiş ki insan bedeni gıdasızlığa direnebilse bile susuzluğa karşı o kadar güçlü değil diye biliyorum, su konusu 200 lü sayfalarda değinilmiş. Ayrıca bu insanlar bu kadar pisliğe rağmen nasıl hasta olmadılar, her taraf leş ve pislik doluyken bari teker teker biraz hasta olsalardı. Belki körlük, hastalık dirençlerini arttırmıştır. Yani biz öyle düşünelim yoksa mantığa uydurmak zor oluyor. Körlük insanları nasıl da birbirine muhtaç bırakıyor, insanlar koloni şeklinde gezen tek kişinin işini yapabilmek için birleşen birçok kişi haline getiriyor fakat bu da insanların her durumda başının çaresine bakabileceğinin kanıtı. Bu durum da sonsuza kadar sürseydi insanlar mutasyona uğrayabilirdi bence bir şekilde güçlü olanlar yeni yaşama uyum sağlar zayıflar ölür ve belki de Maslow'un intiyaçlar hiyerarşisi tablosu yeniden yazılırdı. Bedenler soğuğa, pisliğe, gıdasızlığa alışırdı. Tek olmak diye bir şey olmazdı en az beş beden bir olmak gerekirdi.
Ama yine de hayal gücümü zorlayan çok şey var. Tuvalet konusundaki insanların davranışları birçok platformda karşıma çıkmıştı zaten kimse görmüyor diye olduğu yerde pisliğini yapan ama sonrasında herkes aynı şeyi yapınca pisliğe boğuluyorlar. İnsanların bu durumu hor görülüyor yorumlarda ama evet yaratılış itibariyle farklı bir şey beklemek saçma olurdu. İnsanoğlu bazı yönlerden çok güçlü bazı yönlerden de çok zayıf maalesef belki bu bir dengedir. Bu denge insanları sorunsuz yaşamını sürdürmesini sağlıyor. Kitabı okuyanlar bilir ilk karantina bir hastanede oluyor ve orda körlüğü iliklerimize kadar hissediyoruz, okudukça körlüğü deneyimledim resmen bu konuda yazarı tebrik ediyorum.
Ah o zorba körlerin acımasızlığı!! Her durumda kötü ve iyi var bunu da çok iyi anlıyoruz bu da başka bir denge:) ama erkeklerin acizliği nasıl da mide bulandırıcı ama canım kadınlar kendi başlarının çaresine bakıyor, kadının gücünü küçümsememek lazım, hakkedene hak ettiğini veriyor sonunda. Hastaneden çıktıktan sonra tüm dünyanın kör olduğunu öğreniyor ve çaresizce hayatta kalma çabalarına şahit oluyoruz. Beni en çok etkileyen karakterlerden biri tek başına yaşayan yaşlı kadın oldu. Tüm sevdiklerini kaybetmiş kör bir şekilde çiğ et yemek zorunda kalmış bir insan gerçekten neden hala yaşıyordu bu yaşama isteği neden yaşamak her koşulda güzel mi gerçekten ama sayfalar ilerledikçe maalesef o yaşama isteği de bir yere kadarmış kaçınılmaz sonu yaşıyor ve kafamdaki cevapsız soru cevaplanmış oluyor. Karakterler rastgele seçilmemiş her biri bir olguyu temsil ediyor. Doktor entelektüel bilim insanını, eşi fedakar kadınları, gözlüklü kız para karşılığında insanlar ile beraber olan bir kadının aslında ne kadar anaç ve sevgi dolu olabileceğini, gözü bantlı adamın yaşı ilerlemiş bir erkeğin olgunluğunu, şaşı çocuk da çocukları temsil ediyor. Yoksa gözümüz bir çocuk arardı yani bu şekilde tabloyu tamamlamak istemiş. Geri kalanlar toplumdaki sıradan insanlar işte...
Son olarak çokça konuşulan konulardan biri de kadın neden kör olmadı; kadın kitap boyunca bizim gören gözümüz olması için kör olmadı yoksa o vahşetin insan üzerindeki acısını nasıl hissedebilirdik, bir nevi kitabın akması için mecbur bir göz lazımdı. İnsanların hem acizliğini hem de gücünü bu kitapta rahatlıkla görebiliyoruz. Bu bir kitap özeti değil bir kendimce bir kitap yorumudur, sizlerin de yorumunu sabırsızlıkla bekliyorum.
Yorum Gönder
1 Yorumlar
Saramago'yla tanıştığım kitap.İyi ki tanışmışız.Yazarın diğer kitaplarına olan merakımı arttırdığını söyleyebilirim."Bakabiliyorsan,gör. Görebiliyorsan, fark et."
YanıtlaSil